Teknolojik panoptikon!

    D.J. Caruso’nun yönetmen koltuğunda oturduğu Eagle Eye, aslında yapımcı Steven Spielberg’ün yıllarca zihninde kuluçkaya yatırdığı bir fikirden doğan ve post-9/11 döneminin o ağır ulusal güvenlik anksiyetesini (national security anxiety) deşen safkan bir tekno-gerilimdir (techno-thriller).

    Hikayenin gidişatından ziyade filmi teknik anlamda özel kılan şey; yönetmen Caruso’nun, yapay zekanın o boğucu ve tanrısal perspektifini (God’s-eye view) izleyiciye hissettirmek için konvansiyonel kamera açılarını tamamen reddetmesidir. Başrolleri paylaşan Shia LaBeouf ve Michelle Monaghan’ın dublör kullanmayı reddederek fiziksel sınırları zorladıkları (physical acting) o çiğ performanslar, ekrandaki her dijital pikselin birer tehdide dönüştüğü agresif kinetik kurguyla (kinetic editing) birleşerek izleyiciyi aralıksız bir ritme hapsediyor. Ayrıca Rosario Dawson ve Billy Bob Thornton’ın devlet aygıtının o donuk ve klinik yüzünü temsil eden mikro-mimik oyunculukları, sistemin acımasız mekanizmasını kusursuzca destekliyor.

    Modern Hollywood’un yeşil perde (green screen) ve CGI kolaycılığına kaçmak yerine, devasa fiziksel set parçalanmalarının (practical stunts) tercih edildiği bu yapım; teknolojik bir faşizmin ortasında organik insan bedeninin ne kadar kırılgan kaldığını mekanik bir soğukkanlılıkla resmediyor. Cebimizdeki akıllı cihazların aslında kendi rızamızla taşıdığımız birer dijital pranga (digital shackle) olduğu gerçeği, bu teknik işçilikle birleşerek zihninize ağır bir paranoya tohumu ekiyor.

    Sinemanın gözetim toplumu (surveillance society) üzerine ürettiği felsefi tezleri, nabzı hiç düşmeyen bir tempo ve klostrofobik bir görsel dille kütüphanesine katmak isteyen gerçek sinefillerin derhal tecrübe etmesi gereken endüstriyel bir başyapıt.
    #film #sinema #neizlesem #filmönerisi #aksiyonfilmleri

    Share.

    Comments are closed.